Ustam Halit Çapın merhum söylerdi. "Oğluuum, bir ağaç dik, bir çocuk yap, bir kitap yaz en aaaz" der gülerdi. Kendi payıma bunları kâfi miktar hallettim de ahali için aynı şeyi söyleyemem. Hani ilk ikisinde fazla sorun yok da üçüncüsü yani kitap yazma meselesi biraz fireli. Okur nasıl azsa yazar da az bizim memlekette. İnsanlarımız daha çok söylenmeyi sövmeyi benimsiyor da kalem oynatıp çiziktirme konusunda tıkız kalıyor.
TELEFONLA ¬ OLMAZ
Bildiği, gördüğü, hissedip hayal ettiği şeyleri ak kâğıt üzerine döküp, bastırıp kalıcı olmasını sağlayanlara ne mutlu. Hele bin bir işin arasında bunu başarıp kotaranlara saygım büyük. Halil Yılmaz dostum da bunlardan biri. Hem başarılı, atak, akademisyen bir polis şefi hem de üretici bir yazar o. Şimdi il emniyet müdürü olarak Gaziantep'te görev yapıyor. Bir yandan da kitaplarını yazmaya devam ediyor müdür bey.
Geçtiğimiz günlerden bir gün esnaf dizisi için yurdu gezerken Antep'e de düştü yolum. Haber toplama işimi halleder etmez aldım telefonu, selam, hal hatır sormaca yaptım. Sağ olsun yine son derece nazik davranıp; “Telefonla olmaz. 5-10 dakikada olsa oteline uğrayıp göreceğim seni" dedi geldi.
NE MUTLU
“Bir üst düzey emniyetçiyle bir gazeteci yan yana gelince konuşulacak şeyler malumdur” diyen yanılır. Çünkü biz daha çok sanattan, edebiyattan, fotoğraftan söz ettik müdürümle. Şaşırmadığım bir de jest yapıp son kitabını imzalayıp sundu bana. Şaşırmadım çünkü onun üretici bir yazar olduğunu biliyorum dedim ya. Mesleğe dönük, teknik yönü ağır bassa da kitapları özellikle genç meslektaşları için hem bilgi zenginliği hem de yaşanmışlık saçıyor ne mutlu ona. Sırf ona mı? Hayır. Aynı zamanda ne mutlu aklını, deneyimini, bilgi ve becerisini kitaplaştırana.